Ta'kid Nedir? Ne Demek?

    Açıklamalı terimler sözlüğümüzde Ta'kid terimi ile ilgili toplam 1 tanım bulunmaktadır. 2026 yılı itibarıyla Ta'kid nedir? Ta'kid ne demek? gibi sorularınıza yanıt olabilecek, güncel teknik ve genel bilgileri aşağıda bulabilirsiniz.

    Ta'kid Terimi Hakkında Bilgi

    Edebiyat Terimi Olarak Ta'kid :

    İfadeye açıklık getirememe, anlatamama halidir. İkiye ayrılır.
    1. Lafzi ta'kid: Bir cümlede kelimelerin yerli yerine kullanılmamasından doğar. Örnek:

    Ben fakîrî etme terk memnûn-i ebnâ-yı zaman
    Hasıl etmezsen değil gam matlabım yâ Rab bana
    Râgıp Paşa

    2. Manevi ta'kid: Bir cümlede kelimeler yerli yerince kullanılmakla beraber bir anlam çıkmamasına denir.
    Örnek: Âlemin cânı değilsin cân-ı âlemsin sen
    Nef'î

    📂 Edebiyat Terimleri Sözlüğü

    Ta'kid terimi hakkında yorum yazabilirsiniz.

    Ta'kid hakkındaki yorumlar

    Ta'kid hakkında henüz yorum yazılmamış. Üstteki formu kullanarak ilk yorumu yazabilirsiniz.

    Ta'kid ile ilgili benzer terimler:

    Şiveye Mugayeret: Şivesizlik. Dili kuralları dışında kullanmak. Türk dilini iyi bilmemekten, dilimizin özelliklerini gözönüne almaksızın yabancı dillerdeki bazı kullanış şekillerini tercüme edip uygulamaktan doğar. "Meşrubat içmek" yerine "meşrubat almak", "banyo yapmak" yerine "banyo olmak" gibi.
    Şaheser: Nesilden nesile geçen, benzeri yazılamayan yüksek değerdeki edebi eser. Şaheserlerin başlıca özellikleri şöyle sıralanır: Zengin bir kültür birikimi sonucu yazılır, her devrin okuyucusu tarafından aranır, okunur ve takdir edilir, zamanla yayılır, ulusal ve uluslararası unsurlar içerir, pekçok yabancı dile çevrilir, türünde yazılan yeni eserlere örnek olur.
    Sözlük: Bir dilin veya dillerin kelime haznesini (sözvarlığını), söyleyiş ve yazılış şekilleriyle veren, kelimenin kökünü esas alarak, bunların başka unsurlarla kurdukları sözleri ve anlamlarını, değişik kullanışlarını gösteren eser. Sözlükler tek dilli veya çok dilli olabilir. Madde başlarını a-be-ce sırası takip eder. Genel veya özel alanlarla ilgili sözlükler hazırlanabilir. Arap harfli eski sözlüklerde madde başı Arapça kelimenin üç harfli kökünün son harfi esas alınarak sıralanırdı. XIV.-XV.yüzyıllar arasında yaşamış olan el-Kamûsü-ı-Muhît (Okyanus Sözlüğü) adlı eseri Türkçeye çeviren Mütercim Asım bu sistemi kullandı. İlk sözlük olarak İskenderiye Müzesi kütüphanecisi Bizanslı Aristophanes'in hazırladığı eser kabul edilir. İslam dünyasında en önemli sözlük X. yüzyılda yaşayan Fârâblı İsmail Cevheri'nin Sihâh adlı Arapça eseri. Vankulu Lügatı diye bilinen Müteferrika'nın bastığı ilk kitap da bir Sihâh çevirisidir. Türk kültüründe ilk sözlük ise Kaşgarlı Mahmud'un Türkçe'den Arapça'ya Divanü Lügati't-Türk'üdür.
    Sone: İlk iki bendi dörtlük, son iki bendi üçlük on dört mısradan oluşan nazım şekli. Önce İtalyan edebiyatında kullanılmış, sonra Fransız edebiyatına, oradan da diğer Avrupa edebiyatlarına geçmiştir. Edebiyatımızda ilk Cenab Şahabeddin'in sone şeklinde şiir yazdığını görüyoruz. Servet-i Fünûn şairlerinin hemen hepsi bu nazım şeklini benimser. Sone kafiye sistemi üçe ayrılır.
    1. İtalyan tipi: Kafiye şeması abba, abba, ccd, ede
    2. Fransız tipi: Kafiye şeması abba, abba, ccd, eed
    (İtalyan ve Fransız tipi sone arasındaki tek fark son üçlüğün düzenindedir.)
    3. İngiliz tipi: Mısra sayısı değişmemekle beraber ilk on iki mısra tek bir bend, son iki mısra da ayrı bir bend halinde yazılırlar. Kafiye şeması: a b a b c d c d e f e f g g. Örnek:

    Yüksük

    Yüksüğün ince şeklini yazmak
    Bana pek güç gelir kadınlardan
    Sorunuz belki bir güzel parmak
    onu tersim için bulur imkan

    Bunu bir çekmenin içinde gören
    Mu'teber bir refik-i hane sanır;
    Kadrini pek bilirler elde iken,
    Düştüğü anda mutlaka alınır.

    O da layık nezâketin eline:
    Tenine saplanır iken iğne,
    Yine pekçok sever iş işlemeyi;

    Bin letâfetle çırpınır her ân...
    Sanki bir nahl-i nev-hayâta konan
    Küçücük bir kuşun küçük yüreği!
    Ali Ekrem (Bolayır)
    Serbest Nazım: Bend, vezin ve kafiye kurallarına bağlı olmayan nazım şekli. Bendlerin, mısraların ve hecelerin sayıları belli düzene bağlı değildir. Şair isterse kafiyeli yazar. Bendleri sınırlayabilir veya sınırlamaz. Önce Fransız sembolistleri arasında yayıldı. Türk edebiyatına Servet-i Fünûn döneminde Batı edebiyatından girdi. Serbest nazmın uygulanışı üç aşama geçirdi:
    1. Vezinli-kafiyeli serbest nazım: Servet-i Fünûn ve Fecr-i Âti döneminde görülür. Mısralar bir kelimeye kadar kısaldı, kafiye belli bir kurala göre sıraland. Aruz veznine yer verildi, bir şiirde birkaç aruz kalıbı veya bu kalıpların çeşitli cüzleri kullanıldı.
    2. Vezinsiz-kafiyeli serbest nazım: 1925-1930 yıllarında görülmüş, 1930'dan sonra yaygınlık kazanmıştır. Vezin bırakılmış, bir heceye kadar küçülen dizeler kurulmuştur. Bu dizeler hiçbir dış düzene bağlı değildir. Şair belirtmek istediği fikri taşıyan kelimeyi öne çıkarır. Büyük harfler sadece cümle başlarında kullanılabilir. Kafiyeli mısraların arası açılarak kafiye örgüsü gevşetilir.
    3. Vezinsiz-kafiyesiz serbest nazım: 1940 yılından sonra yaygınlaşan bu anlayışta vezin ve kafiye tamamen bırakıldı şiirde iç uyum önem kazandı. Örnek:

    Yolcu Yolunda Gerek

    Hastalar,
    Kar isterler
    Kafdağının ardından
    Ve buluttan döşek,
    Onlar,
    Yaramaz çocuklardır,
    Sallar durur,
    Dünyanın balkonundan,
    Düştü düşecek!
    Gölgen kaçıyorsa senden,
    Düşmüşse gökte yıldızın,
    Kavga başlar canla ten arasında
    Ne bilelim;
    Hangi pınarın suyu,
    Ya da çiçeğin özünde derman,
    Büyük yerden geldi ferman
    Yolcu yolunda gerek
    Ali Akbaş