Ottova Rima Nedir? Ne Demek?

    Açıklamalı terimler sözlüğümüzde Ottova Rima terimi ile ilgili toplam 1 tanım bulunmaktadır. 2026 yılı itibarıyla Ottova Rima nedir? Ottova Rima ne demek? gibi sorularınıza yanıt olabilecek, güncel teknik ve genel bilgileri aşağıda bulabilirsiniz.

    Ottova Rima Terimi Hakkında Bilgi

    Edebiyat Terimi Olarak Ottova Rima :

    Sekiz mısralı bir nazım şekli. Önce İtalyan edebiyatında kullanılmış, sonra Fransız edebiyatında, buradan da Türk edebiyatına geçmiştir. Batı edebiyatında kafiye şeması, abababcc'dir. Bu şema bizde değişikliğe uğrayarak ababcccb şeklini almıştır. Aabbccdc şekli de görülür. Bu nazım şekli lirik tür için elverişlidir. Ottova Rima'yı edebiyatımızda daha çok Abdülhak Hamid kullanmıştır. Örnek:
    (MAKBER'den)
    Bu makberdir o bâba makdem,
    Bilmem ne duyar girince, adem?
    Sûzişlerimin budur esâsı
    Hep şüphelerin bu en fenâsı
    Benlik acebâ kalır mı ol dem?
    Sönmüş erimekte o nûr-i dîdem.
    Ben gözler idim bu hâli ey yâr
    Senden daha çok zaman akdem...
    Abdülhak Hâmid

    📂 Edebiyat Terimleri Sözlüğü

    Ottova Rima terimi hakkında yorum yazabilirsiniz.

    Ottova Rima hakkındaki yorumlar

    Ottova Rima hakkında henüz yorum yazılmamış. Üstteki formu kullanarak ilk yorumu yazabilirsiniz.

    Ottova Rima ile ilgili benzer terimler:

    Otograf: Yazarın kendi el yazısı. Eskiden hatt-ı dest (el yazısı) deyimi kullanılırdı.
    Otobiyografi: Bir kimsenin kendi hayatını yazdığı eser. Biçim ve içeriğiyle bir edebi değer taşımalıdır.
    Nida: Divan edebiyatımızda bir sanat türü. Şairin korku, sevinç, şaşkınlık, acı, ızdırap, öfke gibi pekiştirilmiş, duygu ve düşüncelerini okuyucuya hissettirebilecek şekilde işlemesi. Çokluk "ey!, hey!, vay!" gibi ünlemlerle seslenilir. Tekrîr ve teşhis sanatlarıyla birlikte kullanılır. Örnek:

    Ey mi'delerin zehr-i tekazası önünde
    Her zilleti bel'eyleyen efvâf kadide;
    Ey fazl-ı tabiatle en âmâde ve mün'im
    Bir fıtrata makrûn iken aç, âtıl ve âkim
    Her ni'meti, her fazlı, hep esbâb-ı rehâyı
    Gökten dilenen züll-ı tevekkül ki...

    Mürâyî
    Nesir (Düz Yazı): Duygu, düşünce ve hayallerin dilgilgisi kurallarına uygun cümleler içinde anlatılması şeklindeki edebi eser. Edebiyatın iki anlatım yolundan biridir. Diğeri nazımdır. Nesirde aklın kontrolü altında duygu, düşünce ve hayallere yer verilir. Nazımdan daha geç doğmuştur. Düşüncelerin fadesi için nazımdan çok daha zengin imkanlara sahiptir. Hikaye, roman, tiyatro, masal, hatırat, makale, sohbet, deneme, gezi yazısı, biyografi gibi edebiyat türlerinde hep nesir kullanılır. Nesrin en küçük birimi tek başına bir anlam ifade eden cümledir. Nesir, kullanılan üslûba göre sade nesir, orta nesir ve süslü nesir olmak üzere çeşitlere ayrılır.
    Nazire: Bir şairin şiirine başka bir şair tarafından aynı şekil, vezin, kafiye ve redifle yazılan şiir. Divan edebiyatı nazım türüdür. Kelime Arapça "eş, değer" anlamlarındaki nazir'den gelir. Nazire yazma, tanzir, tanzir etme diye anılır. Nazire geleneği Türk edebiyatına İran edebiyatından geçmiştir. İranlı şairler nazireye cevâb adını verirler. Alay ve şaka yollu yazılmış nazirelere tezhil veya hezl denir. Örnek:

    Fuzûlî'nin gazeli
    Hayret ey büt sûretin gördükte lâl eyler meni
    Sûret-i hâlim gören sûret hayâl eyler meni

    Mihr salmazsın mana rahm eylemezsin munca kim
    Sâye tek sevdâ-yı zülfün pây-mâl eyler meni

    Za'fı tâli mân-i tevfik olur her nice kim
    İltifâtın ârzû-mend-i visâl eyler meni

    Men gedâ şahâ yâr olmak yok ammâ neyleyem
    Ârzû ser-geşte-i fikr-i muhâl eyler meni

    Tir-i gamzen atma kim bağrım deler kanım döker
    Akd-i zülfün açma kim âşüfte-hâl eyler meni

    Dehr vakf etmiş meni nev-res civanlar aşkına
    Her yeten meh-veş esîr-i hatt u hâl eyler meni

    Ey Fuzûlî kılmazsam terk-i tarîk-i aşk kim
    Bu fazilet dâhil-i ehl-i kemâl eyler meni

    Fuzûlî

    Nedim'in Fuzuli'nin bu gazeline yazdığı nazire:

    Bûs-ı la'lin şöyle sîr-âb-ı zulâl eyler beni
    Kim gören âb-ı hâyât içmiş hayâl eyler beni

    Şâire söz bulmağa minnet yok amma neyleyim
    Âh kim hâyret seni gördükçe lâl eyler beni

    Sevdiğim câm-ı meye hâcet nedir la'l-i lebin
    Bir şeker handeyle mest-i bî mecât eyler beni

    Bağda zülf ü ruhun andıkça bu kimdür deyü
    Sünbül ü gül birbirinden sûal eyler beni

    Nükhet-î zülfünle geldikçe nesîm-i nev-bâhar
    Turra-i sünbül-sıfat âşüfte-hâl eyler beni

    Nâ-tüvânım şöyle çeşmin hasetinden kim gehî
    Sâye-i müjgân-ı âhü pây-mâl eyler beni

    Gerdişin gördükçe sâkî-mülâyım meşrebin
    Arzû ser-geşte-i fikr-i muhâl eyler beni

    Hasret-i çeşminle ben hâk-i siyâh olsam dahi
    Baht âhir sürme-i çeşm-i gazâl eyler beni

    Güldürür ya ağlatır ya lütf eder yâhud itâb
    Hâsılı neylerse ol ruhsâr-ı âl eyler beni

    Arz-ı hâlim çok efendim hak-i pây devlete
    Lütfun ammâ bî-niyâz-ı arz-ı hâl eyler beni

    Ben kulun lâyık değildir aslına ammâ yine
    İltifâtın ârzü mend-i visâl eyler beni

    Gûyyâ bilmez efendim bende-i dîrinesin
    Kim Nedîmâ bu mudur deyü suâl eyler beni

    Nedîm